Tripadvisor sitesini inceleyerek, 4 arkadaş Fransa, İtalya, İsviçre ve Lüksemburg gezisi yapmaya karar verdik. Gezimiz ile ilgili yukarıda ki gezi güzergahını yaptık. Sizin de gördüğünüz gibi oldukça uzun bir mesafe içeren bir gezi programıydı bu. Üstelik bu kadar mesafeyi 13 günde gezmeyi planladık!

Harita üzerinde gezi planını yaptıktan sonra, öncelikle pegasus'tan biletlerimizi aldık. Sonra sıra konaklayacağımız otelleri bulmaya geldi. Bunun için booking.com sitesine müracaat ettik ve otel rezervasyonumuzu da yaptık. Otel işini de hallettikten sonra sıra araç kiralamaya geldi. Bunun için de europcar'ı seçtik. Arabamızı Marsilya Havaalanı'ndan alacak şekilde, toplam 3.363 km. yol, 37 saat yol süresi ve 492.75 £ yakıt masrafı hesabını yaptık. Sonra sıra seyahat malzemelerimizi tespit etmeye geldi. Sıkı bir çalışma yaparak aşağıda ki malzemeleri almaya karar verdik.

Aldığımız Malzemeler:

1. Sırt çantası.

2. Islak havlu ( tuvalet için )

3. Güneş gözlüğü

4. Şapka

5. Nakit para ve pasaport taşıma için boyuna asılan cüzdan (hırsızlığa karşı)

6. 3-4 çift çorap ve 7 adet iç çamaşırı

7. İki adet pantalon

8. Dört adet t-shirt

9. Bir adet şort

10. Bir adet mayo

11. Çeşitli miktarda poşetli (açık yiyeceklere havaalanından geçişte izin verilmiyor) kuruyemiş

12. Cep telefonu ve şarj aleti

13. Kamera

14. Tıraş bıçağı (yerleşik jiletli) ve tıraş sabunu (eski cins)

15. Cep telefonuna navigasyon programı ve gittiğimiz yerleri kapsayan haritalar.

Malzeme tedarikini de yaptıktan sonra, bir banka şubesine pasaportlarımızla uğrayıp "yurtdışı çıkış harcımızı" (15 Tl.) yatırarak makbuzumuzu aldık ve pasaportumuzun içine yerleştirdik. Sonra sıra seyahat tarihini beklemek ve seyahat hakkında bol bol konuşma faslına geldi.:) Ne demişler: "-Seyahat bahane, seyahat hakkında konuşmak şahane!" İnanın seyahat hakkında konuşmak, insana seyahatten daha çok heyecan veriyor!

Seyahat zamanımız gelip çattı sonunda ve saat 06.00'da Kadıköy'de İETT 10 numara durağında buluştuk (Maalesef İETT 10 numaralı otobüs seferlerini iptal etmiş!). Sabihagökçen Havaalanı yaklaşık 45 dk.sürüyor. Havaalanına varınca bizde heyecan başladı tabiiki. Ne de olsa bizim ilk yurtdışı seyahatimiz. İlk olarak daha önceden internetten yaptığımız bilet rezervasyon bilgilerimizi havaalanında ki cihaza girerek biletlerimizi aldık. İki saat kadar uçak saatini bekledikten sonra, uçağımıza bindik ve yaklaşık üçbuçuk saat sonra Köln Havaalanı'na vardık.


Pasaport mücadelesi:

Burada maceramızın birinci evresini yaşadık! Gümrük bölümünden her yolcu -bilmeyenler için söylüyorum- gümrük memurunun karşısına tek başına geliyor ve memura pasaportunu vererek sorduğu soruya cevap veriyor. Memur beni tur yolcusu sandı heralde! Bana "-Beraber misiniz?" diye soru sordu! Ben de "-evet!" dedim ve kontrolden geçtim. Diğer bir arkadaşım da kontrolden geçti ve biz diğer 2 arkadaşımızı beklemeye başladık. Fakat zaman geçmesine rağmen arkadaşlarımız bizim yanımıza gelmedi! Bir aksilik olduğunu anladık ve diğer arkadaşların olduğu yere gittik ki ne görelim! Arkadaşımız memurla cebelleşiyor! "-Ne oldu?" dedik. Arkadaşımızın da bizler gibi yeşil pasaportu olmasına rağmen memur; yeşil pasaportu ilk defa görmüş gibi, ısrarla kendinden kırmızı pasaport istiyor! Tiraji komik bir durum var ortada yani! Biz müdahale edip durumu izah ettik ve sonunda adamı ikna edebildik!


Benzin macerası:

Kazasız belasız gümrük işini hallettikten sonra sıra havaalanında ki europcar acentesini bulmaya geldi. Acenteyi bulduk. Araba kiralama ile ilgili evrakları imzalayıp arabamızı aldık ve yola koyulduk. Lüksemburg'a geldiğimizde arabaya yakıt almamız gerekti. Benzinciye yaklaştık ve arabanın yakıt kapağını açınca bizde şafak attı! Başladık kapağın yanında gasoline (benzin) ve diesel (motorin) kelimelerini aramaya! Hiç bir yazı yoktu! Biz de arabayı kiralarken hiç sormadık, arabanın benzinli mi, dizel mi olduğunu! Bir kısmımız "-benzinlidir canım!", bir kısmımız da "-yok yok dizeldir!" diye görüş bildirirken, arabayı kiralayan arkadaşımız sinirden deli oldu :) Benzin istasyonunda bir kaç kişiye arabanın benzinli mi, dizel mi olduğunu sorduk, bize araba hırsızıymışız gibi baktılar! Neyse en sonunda arabanın modeline göre bu işten anlayan birisi bize arabanın dizelle çalıştığını söyledi de rahat ettik!

Yakıtımızı da aldıktan sonra, Lüksemburg'u bir dolaşalım dedik ve arabayı park edeceğimiz yer aramaya başladık. Yer bulunca arabamızı park ettik ve tuvalet aramaya başladık. Gözümüze bir tane seyyar tuvalet ilişti. Buna girelim dedik. Biz konuşurken yanımıza Lüksemburglu biri yanaştı ve bize "tek para ile hepimizin tuvaletten istifade edebileceğimizi, gereksiz yere para harcamamamızı söyledi. Beleşçi insan demek ki sadece bizim memlektte yokmuş!


Polisle Münakaşa:

Avrupa'nın 5 ülkesini (Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda ve Lüksemburg) gezip tozduktan sonra yine aynı işlemleri tekrarlayarak arabamızı Köln Havaalanı'nda ki acentaya teslim ettik ve gümrüğe girdik. Gümrükte bu sefer başka bir macera bizi bekliyordu. Güvenlik açısından gümrükten belli bir miktarın üstünde her türlü sıvı maddenin geçmesinin uluslararası yasak kapsamında olduğunu bildiğimden ben yanımda ki su şişesini   gümrükten geçmeden önce çöpe attım. Ama arkadaşlarımdan biri polisin ikaz etmesine rağmen itiraz etti! Kolonya şişesi, tıraş köpüğü,v.b şeyleri atmayacağını, kendilerinin adam ayırdığını, türk olduğumuz için bize farklı muamele yaptıklarını kaba bir dille ve de memuru tehdit eder bir şekilde dile getirince, biz korkuya kapıldık! "-Bizi alıkoyarlar, uçağı kaçırırız,pasaportumuza bir daha giremez damgası basarlar!" diye dokuz doğurduk. Ben ve diğer arkadaşlar, arkadaşımızı razı etmeye, sakinleştirmeye çalıştıksa da başarılı olamadık! Neyse ki şansımıza iyi bir memur denk gelmiş ki, arkadaşımızı ikna etti ve yasaklı maddeleri çöp kutusuna attı ve kan ter içinde uçağa bindik! Bu olayları sizleri hem eğlendirmek, hem de ibret olması maksadıyla anlattım. Siz siz olun, bizim yaptığımız yanlışlara düşmeyin.